Kanuni’nin Türbesinin Çevresinde Unutulmuş Bir Osmanlı Yerleşimi: Turbek Sanılandan Çok Daha Büyükmüş
Kanuni Sultan Süleyman’ın Zigetvar yakınlarında hayatını kaybettiği bölgedeki araştırmalar, Turbek’in yalnızca bir türbe çevresinden ibaret olmadığını gösteriyor. Arkeolojik bulgular; dini yapılar, yollar ve yerleşim izleriyle burada zamanla daha kapsamlı bir Osmanlı yerleşiminin geliştiğine işaret ediyor.
1566 yılının eylül ayında Kanuni Sultan Süleyman, Zigetvar kuşatması sırasında hayatını kaybetti. Osmanlı tarihinin en güçlü hükümdarlarından biri İstanbul’dan yüzlerce kilometre uzakta öldüğünde, ölümünün gerçekleştiği bölge kısa süre içinde sıradan bir savaş alanından çok daha fazlasına dönüştü.
Buraya bir türbe yapıldı. Ardından cami, tekke ve başka yapılar geldi. Zamanla türbenin çevresinde Osmanlıların Turbek adını verdiği küçük bir yerleşim oluştu.
Sonra savaşlar geldi, bölge el değiştirdi ve yerleşim ortadan kayboldu. Yüzyıllar boyunca geriye birkaç tarihî kayıt ve yer adı kaldı.
Macaristan’ın güneyindeki Szigetvár yakınlarında yürütülen yeni arkeolojik çalışmalar ise bu kayıp yerleşimin düşündüğümüzden çok daha kapsamlı olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar artık yalnızca Kanuni’nin türbesinin bulunduğu kutsal bir alanı değil, çevresinde sokakları, evleri, ekonomik faaliyetleri ve günlük yaşamı bulunan gerçek bir Osmanlı kasabasını ortaya çıkarmaya başlıyor.
Bu da Turbek’in hikâyesini bir padişahın ölümünden çıkarıp başka bir soruya taşıyor:
Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’nın ortasında yeni bir yerleşimi nasıl kurmuştu?
Her şey Kanuni’nin son seferiyle başladı
Kanuni Sultan Süleyman 1566’da yaklaşık 46 yıllık saltanatının son askerî seferine çıktı. Hedeflerden biri, Habsburg savunma sisteminde önemli bir nokta olan Zigetvar Kalesi’ydi.
Kuşatma haftalar sürdü.
Kanuni ise 7 Eylül 1566’da, kalenin düşmesinden hemen önce Osmanlı ordugâhında hayatını kaybetti. Ölümü ordunun moralini bozmamak için bir süre gizli tutuldu. Cenazesi daha sonra İstanbul’a götürüldü ve Süleymaniye Camii’ndeki türbesine defnedildi.
Fakat Osmanlı geleneğinde Zigetvar’da da onun hatırasını yaşatacak bir yapı oluşturuldu.
Kanuni’nin öldüğü düşünülen noktaya bir türbe inşa edildi. Bölge kısa sürede dinî ve sembolik önem kazandı. Türbenin çevresine cami, derviş tekkesi ve askerî koruma sağlayan yapılar eklendi.
Bir anıt kompleksi olarak başlayan yer zamanla büyüdü.
Ve sonunda Turbek kasabası ortaya çıktı.
Kayıp türbenin aranması kasabayı ortaya çıkardı
Turbek’in tam olarak nerede olduğu uzun süre tartışmalıydı.
Bölgedeki “Turbék” adını taşıyan yerler araştırmacıları farklı noktalara yönlendirdi. Kanuni’nin iç organlarının burada gömüldüğüne ilişkin yüzyıllardır anlatılan hikâyeler de türbenin yerini bulma arayışını daha popüler hale getirdi.
Ancak arkeologların karşısındaki problem büyüktü.
Yerleşimin önemli bölümü 17. yüzyılın sonunda ortadan kaldırılmıştı. Yüzeyde bakıldığında bir Osmanlı kasabasının burada bulunduğunu açık biçimde gösteren büyük yapılar kalmamıştı.
Macar araştırmacı Norbert Pap’ın liderliğindeki ekip tarihî haritaları, Osmanlı kayıtlarını, jeofizik ölçümleri, arazi araştırmalarını ve arkeolojik kazıları birlikte kullanarak Szigetvár’ın kuzeydoğusundaki Turbék-Zsibót bağları bölgesine odaklandı.
2015’te yapılan çalışmalar burada Kanuni’nin türbesiyle ilişkilendirilen yapının temellerini ortaya çıkardı.
Sonraki kazılar ise araştırmacıları daha büyük bir sürprizle karşılaştırdı.
Türbenin etrafında yalnızca birkaç dinî yapı yoktu.
Bir yerleşim vardı.
Türbenin çevresinde hayat başlamıştı
Yeni araştırmalar Turbek’in gelişiminin aşamalar halinde gerçekleştiğini gösteriyor.
İlk merkez Kanuni’nin anısına oluşturulan türbe kompleksiydi. Türbenin yanında cami ve tekke gibi yapılar bulunuyordu. Alanın korunması için askerî unsurlar da vardı.
Fakat kutsal alan ziyaretçi çekmeye başladıkça başka ihtiyaçlar ortaya çıktı.
İnsanların kalabileceği yerler gerekiyordu.
Yiyecek gerekiyordu.
Ticaret gerekiyordu.
Hizmet veren insanlar gerekiyordu.
Böylece türbenin çevresindeki boşluk zamanla evler ve başka yapılarla dolmaya başladı.
Arkeolojik araştırmalar yerleşimin düzenli bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Yapılar belirli yolların çevresinde sıralanıyor ve yerleşimin gelişigüzel kurulmuş geçici bir askerî kamp olmadığı anlaşılıyor.
Turbek, Kanuni’nin ölümünden sonra birkaç on yıl içerisinde kendi günlük yaşamına sahip bir Osmanlı yerleşimine dönüşmüştü.
Sanılandan çok daha geniş bir alan
Son yıllardaki jeofizik araştırmalar burada önemli bir avantaj sağladı.
Arkeologların geçmişte bir yerleşimi anlamak için geniş alanları kazması gerekiyordu. Günümüzde manyetometre gibi yöntemlerle toprağın altında kalan yapı izleri, hendekler, fırınlar ve farklı insan faaliyetleri yüzeye çıkmadan haritalanabiliyor.
Turbek çevresindeki ölçümler de toprağın altında çok sayıda yapı izi bulunduğunu gösterdi.
Araştırmacılar yerleşimin yaklaşık beş hektarlık bir alana yayıldığını değerlendiriyor. Bu büyüklük günümüz şehirleriyle karşılaştırıldığında küçük görünebilir; fakat 16. ve 17. yüzyıl sınır bölgesindeki bir Osmanlı yerleşimi için oldukça anlamlı.
Üstelik yapıların yalnızca dinî kompleksin hemen çevresinde yoğunlaşmadığı görülüyor.
Yerleşimin farklı bölümleri vardı.
Evler vardı.
Yollar vardı.
Üretim alanları vardı.
Ve bütün bunların ortasında Kanuni’nin türbesi bulunuyordu.
Turbek böylece bir anıtın çevresine rastgele eklenmiş birkaç yapı olmaktan çıkıyor.
Planlı biçimde büyüyen küçük bir kasaba görüntüsü veriyor.
Toprağın içinden günlük hayat çıkıyor
Arkeolojinin en güçlü taraflarından biri büyük tarihî olayların arkasındaki sıradan insanları gösterebilmesi.
Tarih kitaplarında Turbek denildiğinde Kanuni Sultan Süleyman, Zigetvar kuşatması ve Osmanlı-Habsburg mücadelesi öne çıkıyor.
Kazı alanında ise başka bir tarih ortaya çıkıyor.
Seramik parçaları, metal nesneler, sikkeler ve günlük yaşamda kullanılan eşyalar burada yaşayan insanların izlerini taşıyor. Yapıların konumu ve işlevleri de yerleşimde yalnızca askerlerin veya din görevlilerinin bulunmadığını düşündürüyor.
Tüccarlar, zanaatkârlar, türbe görevlileri ve onların ailelerinden oluşan daha geniş bir topluluğun burada yaşamış olması muhtemel.
Burası artık yalnızca Kanuni’nin hatırasının korunduğu bir yer değildi.
İnsanların uyandığı, yemek yaptığı, çalıştığı, alışveriş yaptığı ve çocuk büyüttüğü bir yerleşimdi.
Bir hükümdarın ölümünün ardından oluşturulan anıt, çevresinde yeni bir sosyal dünya meydana getirmişti.
Avrupa’nın ortasında küçük bir Osmanlı kasabası
Turbek’i özellikle ilginç yapan şeylerden biri coğrafyası.
Bugün Macaristan sınırları içerisinde bulunan bölge, 16. yüzyılda Osmanlı ile Habsburg dünyasının karşı karşıya geldiği sınır kuşağının parçasıydı.
Osmanlı İmparatorluğu yalnızca fethettiği kalelerde asker bulundurmuyordu. Hakimiyet kurduğu bölgelerde yollar, pazarlar, ibadet yapıları, hamamlar ve yerleşimler aracılığıyla kendi idarî ve ekonomik düzenini de oluşturuyordu.
Turbek bunun küçük fakat çok iyi korunmuş örneklerinden biri olabilir.
Kasabanın merkezinde Kanuni’nin türbesinin bulunması ona diğer Osmanlı yerleşimlerinden farklı bir kimlik kazandırıyordu. Burası aynı zamanda bir ziyaret merkeziydi.
Türbe ziyaretçileri ekonomik hareketlilik yaratıyor, onların ihtiyaçları yeni hizmetleri beraberinde getiriyor ve yerleşim büyüyordu.
Bugünün diliyle düşünüldüğünde Turbek’in gelişimini sağlayan şeylerden biri bir çeşit ziyaret ekonomisiydi.
Kutsal ve sembolik merkez, çevresindeki kasabayı besliyordu.
Turbek neden tamamen kayboldu?
Bir kasabanın kurulması kadar ortadan kaybolması da tarihin parçası.
- yüzyılın sonlarında Osmanlıların Macaristan’daki hakimiyeti sona yaklaşırken Turbek’in kaderi değişti.
1680’lerde Habsburg kuvvetlerinin bölgeyi geri almasıyla türbe kompleksi ve yerleşim önemini kaybetti. Osmanlı dönemine ait yapıların büyük bölümü yıkıldı ve taşları zaman içerisinde başka yapılarda kullanılmak üzere söküldü.
Yerleşim yeniden kurulmadı.
Tarım alanları ve bağlar zamanla eski kasabanın üzerini kapladı.
Bu yüzden Turbek’in kaybolması Pompeii gibi tek bir felaketin sonucunda gerçekleşmedi. Şehir bir anda küller altında kalmadı.
Daha sessiz biçimde yok oldu.
Binalar söküldü.
İnsanlar ayrıldı.
Arazi yeniden kullanıldı.
Nesiller geçti.
Sonunda toprağın altında kalan yapı temellerinin ne olduğu bile unutuldu.
Bu, arkeolojinin karşılaştığı en zor kaybolma biçimlerinden biri.
Çünkü ortada görülebilecek bir harabe bile kalmıyor.
Bir yerleşim gerçekten ne zaman kaybolur?
Turbek’in hikâyesi burada arkeolojiden daha büyük bir s