Kadınlar İncelenen 11 Vücut Bölgesinin Tamamında Daha Fazla Ağrı Bildirdi: 6,1 Milyon Kişilik Harita Ağrının Yaşla Nasıl Değiştiğini Gösteriyor
118 ülke ve bölgeden 6,1 milyon kişinin verilerini birleştiren araştırma, ağrının yaşla ilişkisini vücut bölgelerine göre inceliyor. Kadınlar, değerlendirilen 11 bölgenin tamamında daha yüksek oranda ağrı bildiriyor; ancak bu sonuç ağrının şiddetini veya dayanıklılığı ölçmüyor. Makale, farklı ağrı türlerinin neden tek bir yaş eğrisiyle açıklanamadığını, kişisel bildirimlerin önemini ve farklı yaş gruplarını karşılaştıran haritanın sınırlarını ele alıyor. Bulguların bireysel bir kişinin gelecekteki ağrısını öngörmediğini de açıklıyor.
Ağrı, yaş ilerledikçe düzenli biçimde artan tek bir çizgiye mi benziyor? Altı milyondan fazla kişinin verilerini bir araya getiren yeni araştırma, vücudun farklı bölgeleri için farklı cevaplar veriyor. Kadınlar, incelenen 11 bölgenin tamamında erkeklerden daha yüksek oranda ağrı bildiriyor. Ancak bu bulgu, kadınların her durumda daha şiddetli ağrı yaşadığı ya da kadınlarla erkekler arasındaki farkın belirli bir doğum gününde başladığı anlamına gelmiyor.
5 Ekim 2026’da Nature Medicine dergisinde yayımlanan çalışma, 118 ülke ve bölgeden 6 milyon 125 bin 459 kişinin verilerini değerlendirdi. Araştırmacılar, 1990–2025 döneminde toplanan ağrı bildirimlerinden yaşlara göre karşılaştırma yapılabilecek bir harita oluşturdu. Katılımcıların yaşları beşten başlayıp 100’ün üzerine uzanıyordu.
“Daha fazla ağrı” tam olarak ne demek?
İncelenen alanlar baş, yüz, boyun veya omuz, göğüs, sırt, karın, kalça, diz, dirsek, el veya el bileği ve ayak veya ayak bileğiydi. Kadınlarla erkekler arasındaki en belirgin farklar yüz ağrısı, baş ağrısı ve karın ağrısında görüldü.
Burada temel ölçü, ağrı bildiren kişilerin oranı. Bir grupta daha çok kişinin baş ağrısı yaşadığını söylemesiyle, ağrı yaşayan kişilerin bunu daha yüksek şiddette tarif etmesi ayrı sorular. Araştırmanın 11 bölgeye ilişkin sonucu öncelikle ilk soruyu yanıtlıyor; bir dayanıklılık veya ağrı eşiği testi sunmuyor.
Üstelik 6,1 milyon kişi, her vücut bölgesi için aynı büyüklükte örneklem bulunduğu anlamına gelmiyor. Bölgelere ait değerlendirmeler, farklı sayıda katılımcının verilerine dayanıyor. Büyük toplam rakamı, bütün ölçümlerin aynı kapsamda yapıldığı şeklinde okumamak gerekiyor.
Ağrının tek bir yaş takvimi yok
Araştırmada ağrı sıklığındaki en keskin artışlar 55 yaşından önce görülüyor. Baş ve karın ağrıları yaşamın daha erken dönemlerinde zirveye ulaşırken sırt, kalça ve diz ağrıları ileri yaşlara doğru artmayı sürdürüyor.
Bu ayrım, “ağrı yaşlılıkla başlar” düşüncesini sorgulamak için önemli. Farklı ağrı türlerinin yaşla ilişkisi aynı olmadığından, yalnızca ileri yaşlara odaklanan bir değerlendirme daha genç gruplardaki yükü gözden kaçırabilir. Bununla birlikte 55 yaş, kadınlarla erkekler arasındaki farkın açıldığı kesin bir eşik değil.
Haritanın önemli bir sınırı da var: Verilerin büyük bölümü insanları tek bir zamanda değerlendiriyor. Araştırmacılar aynı kişileri çocukluktan yaşlılığa kadar izlemiyor; farklı yaşlardaki grupları karşılaştırıyor. Dolayısıyla grafikteki bir eğri, bugün 30 yaşında olan belirli bir kişinin 70 yaşındaki durumunu göstermiyor.
Bildirime dayanması ağrıyı daha az gerçek yapmıyor
Ağrının kişinin anlatımına dayanması, sonucu küçümsemek için gerekçe değil. Uluslararası Ağrı Araştırmaları Derneği, ağrıyı biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerden farklı ölçülerde etkilenen kişisel bir deneyim olarak tanımlıyor; kişinin ağrı bildirimine saygı gösterilmesi gerektiğini vurguluyor.
Bu yaklaşım, kadınların daha yüksek oranlarda ağrı bildirmesini “daha çok şikâyet ediyorlar” diye açıklamanın neden yetersiz olduğunu da gösteriyor. Aynı şekilde bulgudan, erkeklerin ağrısının daha önemsiz olduğu sonucu çıkarılamaz. Bir grubun ortalaması, o gruptaki herkesin deneyimini temsil etmez.
Yeni harita, ağrının kimlerde ve hangi yaşlarda daha sık bildirildiğini anlamayı kolaylaştırıyor. Farkların nedenlerini ise tek başına çözmüyor. Asıl katkısı, ağrıyı yalnızca yaşlanmanın kaçınılmaz sonucu veya cinsiyete bağlı bir özellik gibi görmeden karşılaştırmaya imkân vermesi. Toplumdaki yaygınlığı bilmek, kişinin yaşadığı ağrıyı “bu yaşta normal” diyerek geçiştirmek için değil, hangi ihtiyaçların gözden kaçtığını daha iyi görmek için değerli.